Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde
Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri
Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak
Şarkılar çaldı odalarda
Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm
Düşmanlarımız dışında
Düşmanlarımız çünkü
Sevgiyi yok ettikleri için
Düşmanımız oldular.
Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif yüreğiyle
Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.
Uzaktaki şehir
Uykuya dalmıştır şimdi.
Düşündüm bir bir
Kardeşlerimin ne yaptıklarını
Nihat
Uyumuyor olmalı.
-Nefis bir şarkı
Söylüyor yandaki odadaki kız
Bir Rus
Halk şarkısı.
Ve şimdi koroyla
Başladılar-
Nihat düşünüyordur
Karanlıkta.
-Sanırım
Bir saatten sonra
Hapishanede
Dışardan söndürüyorlar ışıkları-
Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kelebek adımlarıyla
Geçip gitti karın üzerinden.
İnsanlar kendi şarkılarını
Kendi hayallerini taşıyorlar.
Çağdaş şarkılar
Gerekli onlara
Hem hayatlarının
Derinliklerinden söz eden
Gerçekleştirilmiş
Gerçekleştirilmemiş duygularından,
Hem
Kavgayı ateşleyen
Somut
Anlaşılır
Akıllı şarkılar.
Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Acılarla dolu bu dünyaya.
İnsafsızlık
Vahşet
Hala güçlü
Ve hala iktidarda.
İnsanlar
Ölüyorlar.
Gepgenç
Sımsıcak
Ölüyorlar
Sanki
Ölmüyorlarmış gibi.
Bir yandan sürüp gidiyor
Hayat;
Bir yanda tel örgüler
Parmaklıklar.
Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Yağdı kirpiklerine bir kızın
Yağdı mavi bir nehre
Saçlarıma yağdı
Otobüslere
Ağaçlara
Evlere.
İçimden okşadım onu.
Kelebek adımlarını
Yanımdan geçen kızın.
Herhangi bir kız
Hayalleri olan.
İstedim ki
Daha güzel
Olsun şu dünya.
İstedim ki
Beyaz
İpek gibi yağan karın altında
Bitsin artık
Bu sürüp giden alçaklıklar.
Bir bebek
Ölüm tehdidi altında yaşamasın
Beşiğinde.
Ve paramparça olmasın
Sımsıcak
Capcanlı
Yaşayıp giderken insanlar.
Bırakın, beyaz
İpek gibi yağan karın altında
Hayallerimiz olsun.
Yaşayalım
Özgür
Güzel
Düşünceli.
Anlatalım
Düşündüklerimizi birbirimize.
Sevinç egemen olsun her yerde
İnsanca
Bir kaygı.
Beyaz, ipek gibi yağdı kar.
Yağsın.
Dünya daha güzel olacak
İnanıyorum buna.
Bir insan kalbinin güzelliğine
Çocukluğuna
Sonsuz cesaretine, olanaklılığına
İnandığım kadar.

Ataol Behramoğlu

Kim Ki-Duk

Kim-Ki Duk, henüz geçen sene senaryosu ona ait olan “Old Boy”  filmini izleyerek tanıştığım( ben yanlış biliyormuşum film ona ait değilmiş yorumunu yazarak yanlış bilgimi düzelten 3m1r arkadaşıma teşekkür ediyorum (: ), yönettiği ve yazdığı filmlerle bakış açımı değiştiren bir sinema adamı. Daha önce yönettiğinden habersiz olduğum, çoğu kişinin bildiği “Boş Ev” filmini de izlemişim aslında. Filmleri Hollywood yapımları gibi görsel şölenler sunmasa da iç dünyalarımıza yaptığı etki bence tartışılamaz derecede müthiş. Kurgusuyla insanı şaşırtıyor. Aşağıda alıntı bir biyografisini paylaşıyorum…

Adı Soyadı: Kim Ki-duk
Doğum Tarihi: 20 Aralık 1960
Doğum Yeri: Bongwha, Güney Kore

Yönetmen Hakkında:
Kim Ki-duk, Güney Kore Sineması’nın kendine özgü filmleri ile tanınan öncü yönetmenlerindendir. Kuşağındaki yönetmenlerden kendini farklı görüyor, çünkü alt sınıftan bir aileden geldiğini ve sinema eğitimi almadığını vurguluyor. Filmlerinde marjinal, toplumdan dışlanmış karakterlerin yaşadıklarını konu olarak seçiyor. Ülkesi dışında yakaladığı başarıya rağmen, ülkesinde fazla tanınmıyor. Estetik yaklaşımı, anlattığı öyküler, yerel ve uluslararası alanda kabul görme şekli nedeniyle Kim Ki-duk’un kendine ait bir dünyası var.
Kim Ki-duk 1960’ta Gangwon’da doğdu. 9 yaşındayken ailesiyle Seul’e taşındı. Ziraat okuluna gitti. 17 yaşında okulu bıraktı, fabrikada çalışmaya başladı. 20-25 yaşları arasında orduya katıldı. Ardından 2 yıl görme engelliler için bir kilisede çalıştı. (O sıralar rahip olmayı düşünüyormuş.) 1990’da cebindeki bütün parayı kullanarak Paris’e uçak bileti aldı; 2 yıl boyunca sokaklarda tablolarını satarak geçindi. (Kim, hayatında ilk kez sinemaya bu dönemde gitmiş. Kuzuların Sessizliği ve Köprü üstü Aşıkları filmlerinden çok etkilenmiş.)

Kore’ye döndükten sonra senaryolar yazmaya başladı. 1993’te A Painter and a Criminal Condemned to Death adlı senaryosu, Senaryo Eğitim Enstitüsü tarafından ödüllendirildi. 1994’te Kore Film Konseyi (KOFIC) ve Kore Sinema Birliği’nin açtığı senaryo yarışmasında üçüncü, 1995’te yine aynı yarışmada birinci oldu. 1996’da ilk filmi Crocodile’i çekti. Film, Seul’deki Han nehri kıyısında yaşayan ve intihar etmeye kalkışan bir kadını kurtaran adamın öyküsünü anlatır. Adam daha sonra kadına tecavüz eder ve ona kötü davranmaya başlar. İkisi arasında garip bir ilişki gelişir. Kim Ki-duk, gazetecilerle bizzat bağlantı kurup onları filmini izlemeye davet etti, ama çok az ilgi gördü. Ancak yönetmen, Pusan Uluslararası Film Festivali’nde heyecanla karşılandı. Crocodile ve diğer filmleri, bu festivalin Kore Panoraması bölümünde gosterildi. Böylece Kim Ki-duk uluslararası kariyere kavuştu. Bu noktadan itibaren her yıl 1-2 küçük bütçeli film çekti. 1998’de üçüncü filmi Birdcage Inn Karlovy Vary’de gosterildi. Asıl çıkışını, Seom / The Isle adlı filminin 2000 yılında Venedik Film Festivali’nde gösterilmesiyle yaptı. Filmin gösterimi sırasında bir sahne yüzünden İtalyan gazetecilerden biri bayılınca manşetlere çıktı. -bu sahnede karakterler, olta yutarak intihar etmeye çalışır- Film ödül alamadı ama Kim’in şöhreti Avrupa’da iyice yayıldı.

Eleştirmenler filmden fazla etkilenmedi, özellikle feminist eleştirmenler onu, ‘sapık’ ‘beş para etmez yönetmen’ olarak adlandırdı. Bu da yönetmenle eleştirmenler arasında süregiden bir düşmanlığa yol açtı. Ki-duk sonunda, yerel eleştirmenlerle bir daha asla röportaj yapmayacağını açıkladı (ama bu sözünü kısa bir süre sonra bozdu). İzleyen yıllarda Venedik, Berlin, Cannes gibi prestijli festivallere davet edildi. İlk gişe filmi Bad Guy oldu. Kim’in Budizm konulu 9. filmi Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring ile kariyerinde bir dönüşüm oldu. Toplumdaki marjial kesimlere bakmaya devam etmekle birlikte, eserleri daha ruhani bir hava kazandı. Kim’in daha yumuşak üslubu yabanci izleyecilerin de hoşuna gitti. Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring ile 3-Iron filmleri Avrupa ve Kuzey Amerika’da büyük başarı yakaladı, jüri üyelerini de etkiledi. 2004’te Samaritan Girl ile Berlin’de ve Venedik’te 3-Iron filmi ile en iyi yönetmen ödülü aldı.

Filmografi:

Kaynak: Suha Çalkıvık (CNBC-e Dergisi Ekim 2006)

çığlık çığlığa

cigliksıkı can iyi değildir çabuk çıkmaz ve de işkence yapar sürekli. son bir kaç gündür hiç birşeyden keyif alamıyorum ve canım çok sıkılıyor. gerçi kime sorsam aynı şeyi söylüyor. sanki üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibi :s ya da manyetik bir güç bizi çekim alanına hapsetmiş gibi yerimizden kıpırdayamıyoruz. ben böyle sıcakları daha önce de yaşamıştım ama sanırım o zaman daha gençtim. şimdi tahammül sınırlarım birazcık daralmış olabilir.
Şebnem Ferah gibi çığlık atmak istiyorum !!!!

sabret. lütfen sabret…

deve
sabır sabır nereye kadar?
bir erkeğe laf anlatmak ve sonuçta haklı olduğunu kabul ettirmek deveye hendek atlatmaktan daha zor bir şeydir. çünkü erkekler de en az develer kadar kafa yapısı olarak hımbıldır. gerçekten çok farklı bakış açılarına sahip olmamız tamamen dünyanın düzeni olsa da biraz da fedakar olabilmek orta yolu bulabilmek bu kadar zor mu ki? zormuş gerçekten çok zor.

maalesef sevdik bir kere dönüş yok her haline

katlanacağız

katlanacağım

katlanacak!

bu aralar pek iyi değiliz.

wait
bu aralar pek iyi değiliz.
bitti? ile bitmedi? arası bir yerdeyiz.
bekliyorum…

“aşk bir rüyaymış uyandık”

aşk bir rüyaymış uyandık, adı kaldı dilimizde…
yatak

gecenin bir yarısı hatıraların canlandığı çatı katında, yalnız ve karanlık bir yatakta düşüncelerimin karabasan gibi üstüme geldiğini hissediyorum. hatırlanan hatıralar belki güzel ama bir o kadar acı veriyor. iç muhasebenin sonucunda çıkan eksiler hem acı hem acıtıyor. yatak ise bomboş. ayrıca tahta kurusunun çıt çıt sesi sinirimi bozuyor. elimde pembe kelebek sabun, düşümde simsiyah bir korkuyla karışık endişe ve bir dolu soru işaretlerimle uyumak istiyorum sadece. sadece uyumak. uyursan acıların bir nebze olur diner, uyursan bir nebze olsun yalnızlığını unutursun ve de uyursan belki bir daha uyanamama ihtimali hoş bir ihtimaldir. bu aralar sadece ölmek istediğimi farkettim. en kolay kaçış yolunu seçmek istemem yorgunluktan mı bilemiyorum. istesem de hiçbirşey olmadığına göre sadece saçmalık hergün ölmeyi istemek. eh işte bile bile isyan benimkisi bile bile günah. bir de ya tutarsa…

tek kelime ile mutsuzum

mutsuzum
tek sebebi O imiş gibi görünse de belli belirsiz hesaplaştığım şeyler var içimde. sebebi sadece O değil biliyorum. ama en çok O acıtıyor içimi en çok O kanatıyor kalbimi. belki fazlasını bekliyorum, fazlasını umuyorum, fazlasını istiyorum bilemiyorum. aşılamayan büyük engeller, sebepsiz kavgalar; yoruldum…